17 Nisan 2014 Perşembe

Sabahın kör karanlığı

Sabahın kör karanlığında gözümü açtım... Yine mi öyle oluyor? Yine mi kanım çekiliyor? Yine mi nefesim kesiliyor? Yine mi aynı sorular kafamı kurcalıyor? Yine mi demekten ne zaman yorulacağım?

Her istediğini elde edeceksin diye bir şey yok bu hayatta; hadi onu biliyorum da neden en ufacık bir isteğimi, arzumu yerine getiremiyorum?

Bazen kendimi sorguluyorum çok mu şey istiyorum diye?! Yoo, hayır ufacık bir gülümseme, bir nefes beni dünyanın en mutlu insanı yapıyor.

Sabahın kör karanlığında yollara düştüğümde beynim daha bir başka çalışıyor...

Bedenim isyanlarda, beynim isyanlarda... Etrafımda gelişen olaylara baktıkça kızıyorum kendime, sonra da bir arkadaşımın sözü geliyor aklıma "kendini affet önce, kendine kızmaya devam ettikçe kısır döngün devam ediyor, affet kendini, ondan sonra çorap söküğü gibi geçecek her şey"... De olmuyor be her zaman!

Bu aralar biraz şımarmaya, şımartılmaya ihtiyacım var... Eskiden bunu daha sık yapabiliyordum, ama yaşım ilerledikçe, nedense yapamaz hale geldim! 

Kısacık bir süreliğine de olsa, sadece "ben" olsam; gözlerimi kapasam ve sadece dalgaların sesini dinlesem. Bir kadeh rakı, bir dilim peynirle bütün bir geceyi geçirsem, ve etrafımda gerçekten kimse olmasa.

Sabahın kör karanlığında uyanmama sebep olan şey, bir hayalet gibi peşimde dolaşmasa ya. Yada bu hayalet gerçeğe dönüşse de ben de kurtulsam. Yani belki hayalet gerçeğe dönüşürse, ben de rahat bir nefes alabilirim.

Nefesim kesiliyor be, sendeliyorum, ayaklarım birbirine dolanıyor, dizlerim tutmuyor... Şaka gibi ya, vallahi şaka gibi... 2 sene boğuştuğum şeyleri sil baştan yaşıyorum; bok var zaten!

Sabahın kör karanlığında uyanıp kendini yollara atarsan sonu bu olur zaten... Nefesin de kesilir, sendelersin de...

Geçenlerde "o benim ruh ikizim lafına çok gülüyorum" diyen bir arkadaşa gelen cevabı duyunca bir an sarsıldım "o benim ruh ikizim değil, ruhum! ruh ikizini bulabilirsin, bir yerlerde karşına çıkar, ama önemli olan ruhunu bulabilmekte, nefesini bulabilmekte. Ben çok şanslıyım ki ruhumu da, nefesimi de buldum".. Böyle duyguları içinde hissetmenin ötesinde avazı çıktığı kadar bağıran kadınlara da ayrıca hayranım.

Ve o erkek de aynı şeyleri hissediyorsa, zaten konuşacak pek bir şey kalmıyor herhalde.

Ne zaman yazı yazmaya başlasam farkında mısınız hep aynı şeyler oluyor; daldan dala atlıyorum, dağılıyorum, sonra da toparlamak için didinip duruyorum. Hah işte hayatımın özeti de bu!

Daldan dala atlıyorum, dağılıyorum, hiçbir şeylere yetişemiyorum, koşuyorum, takatim kalmıyor, duruyorum zaman yetmiyor! 

"Ben bu aralar beni gördüğünde bir anlığına dahi nefesi kesilecek birini arıyorum, saçımın rengine iltifat edecek, kısacık kestirdiğimde "vaauuu süper olmuşsun" diyecek birini! Yanından geçerken gözlerini benden kaçırmayacak, en masum surat ifadesiyle bana hayran hayran bakacak birini arıyorum. Hatta tam yanından geçerken derin bir nefes alacak, sonra da boynuma doğru nefesini bırakacak birini arıyorum. Gözlerim gözleri ile kenetlendiğinde nefesimin kesileceği birini arıyorum. Ben uykuya dalmadan önce bir mesaj gönderecek, sadece tatlı rüyalar dileyecek birini arıyorum. Ben üzüldüğümde kendini hiç affetmeyeceğini söyleyen birini arıyorum, yada sabahın bir köründe beni gördüğünde nefesi kesilecek, dizlerinin bağı çözülecek birini arıyorum" hikayenin bir yerinde Derin, arkadaşına aynen bunları söylemişti. Bunlar Derin'in içinden geçenler miydi yoksa hikayeyi yazanın mı bilinmiyor! Derin de olsa yazar da olsa ne değişir ki... sen istemez misin böyle birisini hayatında!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder